Temmuz 20, 2015

ağır

bir çorba kepçesiyle erimiş kurşun içiyorum ağır ağır,
hepsi bu.
hiç.

Ekim 10, 2014

kendimsiz

tarifsiz zamanlar bunlar
sözcüklerle mutsuzlukların dile gelemediği 
ağlayışların ardı

bildiğim dertler bunlar
tesellilerse hep aynı
lâkin
yorgunluğum dizim boyu

kendimi neyleyim?

Haziran 11, 2014

kara bir düşünce rüyası

gecenin karanlıklarını giyiyorum üzerime.
hani senin o en sevdiğin siyah gömlekli
kadınlardan âlâ, daha derin bu karanlık siyahlara bürünüyorum.
kimsenin kirli çamaşırlarını yıkamak zorunda olmadığı bir
dünya hayal ettiğim zamanlarda,
bir karahindibayı uçuşsun diye üflüyorum
rüzgara sığınan nefesimle
-artık almadığımı düşündüğüm nefesimle hem de-
bir kez bile sarılmayı çok gördüğün
gidişinin sabahında
bir otobüsün aşınmış koltuğunda
oturmakla bakındığım o dakikalarda,
tüm ruhlarımın sana küstüğünü
bilmedim ben o anda.
hiç göz yaşı dökmüyorum oysa.
sokaklara,
kaldırımlara,
yağmura
ve
soğuğa
bedenimi vurduğumda gidişinin ertesi akşamında
hâlâ bilmiyordum uzaklığının anlamını.
anlam denilen sözcüğün mânâsını
bugün de dolduramadım.
uzaklığını yakın kılamıyorum adam.
uzaklığına, elveda.

Çorba

Vazgeçsem rahatlayacağım hayallere sahibim.


Düşüncelerimi ellerimle kevgirden geçirsem diyorum
Hani diyorum ellerimin ayası kanayana kadar kevgirden geçirsem
posasını görene dek
kevgirden geçirsem düşüncelerimi
bakkaldan aldıklarımdan arta kalan bir naylon poşete atsam hepsini de
bağlasam ağzını, mutfak bataryasının sıcak su tarafına assam diyorum
Mis gibi arınmış düşüncelerimi koysam ocağa
kaynayana kadar terbiyesini hazırlasam
Bir yumurtanın sarısına harfleri döksem A'dan Z'ye
biraz tuz, biraz anlayış serpsem üstüne
Çatalın ucuyla çırparken köpük köpük etse hepsi diyorum
Tıkırdamaya başlayan düşüncelerimden bir kepçe alsam da
eklesem yavaş yavaş içine -kesilmesin düşünceler-
Ve hazır sonunda, sofrada!
Şefin tavsiyesi: Üzerine -kızdırdığım pul pul yanlışlarım- gezdirilmelidir.


Afiyet olsun.

Sarmaşık

Bir o yana
Bir bu yana
Koşturulup durulmayan
günün ertesiydi baktığım.
Duruşuna yenik sarmaşık
döne döne uzanıyordu
gök denemeyen mavisiz griye.
İliştiği dikenli tel
yeşertmedi, soğuktu hava.
Bir bardak suya özlediği tutkuyu
ekti sanki.
Eksik yanı tozlu dumanlı,
ona bulandı.

Mayıs 07, 2014

Kırmızı Gömlek

Çamur gibi içtiğim
bir fincan kahvenin
yarısıyım bugün.
Kül tablasının izmaritlerle
dolduğu,
güneşin bulutlarla saklambaç oynadığı,
benimse mutsuzluğun
sınırını çoktan aştığım
bir gün bugün.
Avuç dolusu ilaçlarla
şifa aradığım
lakin şifamın
mutluluk olduğunu
bana söyledikleri
gün bugün.
Tükenmeyen işlerin
beni tükettiği bir
günün sabahıyım bugün.
Ve ben bugün
her boşluğumu terkeyazıyorum.
Bugün.

Ben bugün
kırmızı bir gömleğin rüyasıyla
uyandım.

Olağan Şeyler

Siyah, -üzerine mavi aksa bile- siyahtır.

Serap

Soldan masa lambasının ışığı ile
gece saat yirmi üç sularında güneşleniyorken ben
mürekkebimin denizi ellerimi buruşturuyor.

Şubat 05, 2014

Onlar

Ağlayarak yazamadığım cümlelerim var
Suretsiz kalplerin geri dönüşüne
özendiğim anlar bunlar
Rüyalarımda büyüttüğüm şairlerim var
Kendimden âlâ
dokunamadığım adamlar onlar

18.11.13
10:23

Mesela

Huzurun adını değiştirsek
                      ulaşmamız kolaylaşır mı dersiniz?

Ekim 21, 2013

gecedeki düşünce


ay, bulutun önüne çekiliyor
bir tutulmanın arifesindeyiz.

dokunuyorum boynunuzla
ensenizin birleştiği çizgiye.
tüy gibi hafif
nefesim kadar derin bu gece.
dokunsam ağlamayacak olan gözlerinizde
bir minik gülümseme görünce
-ki uzundur bakmıyor gözleriniz
kendine bile, kendine bile-
haydin götürünüz beni
diyorum
içten içe.
becerebilir misiniz
hiç
bilmesem de.

Temmuz 11, 2013

"An" Temennisi

Hatrımda
ezdiğim çimenlerden daha fazlası
kalmalı
günün ardına baktığımda.

ONBİRTEMMUZİKİBİNONÜÇ

Kahve buğusu gözün
Yüzün temmuz neminden.

Mavi mürekkep tırnaktan akarken
Kül sürdüğüm zihnimi
Kadeh dolusu içiyorum.
Ve işte ben
      asla olamayacağım güzellikteki bir kusurum.




Haziran 29, 2013

Bir His Çöküntüsü

Hani aklıma düşüyorsun ya bazı bazı
Balkona çıkıp fesleğenin kokusunu okşuyorum.

Haziran 23, 2013

Erguvan


bir çarşamba güneşinin yudumlarıydı gördüğüm.
istanbul havasını anımsarken
tuttum bir erguvanın tadına baktım
-yorgun bir griydi öğle vakti kadıköy sahili
aklımda sen yoktun-

gülüşüne düşen saçının teline dokundum
mavi bir mendili gömleğinin cebine koydum
boynunun ılıklığını kokladım
sen öylece duruyordun.
Döndün
gözlerin omzuma uzandı
gardıroptan aldığın yeleği giydin
şaşırdım
bugün dedin, bugün...


işte o gün ben bu günü gördüm.




Şubat 16, 2013

Kiraz

Dokunduğum kar taneleri, eylüldü.
Rüzgâr
Şeftaliden kiraza.
Dibinde yosunlar
Kuzeye.
Sen
Bir bana,
Bir kiraza.
Şeftali kiraza,
Yer köke,
Kız göğe...
Belki sırf bu yüzden
Kar taneleri
Paslı
Dudaklarına değdi.

Kasım 26, 2012

yersizlik

Kolay
Değil yaşamak
Tüm sürüklenenlerin
Ardı sıra
Elimi atsam
Yalnızlığa çarpıyor
Bunca hiçlik arasında
Düşünmek
Çare değil
Umut hiç değil
Var olan
Tanımsızlık
Zaman mı
-Hani gülerdik
gündelik konuşmalardı derdimiz
her şey güzel mi olacaktı
Neydi-
Zaman sanki
Benim için
Bir mum sönüşü gibi
ama bir damlayan musluğun
ritmik sesi gibi
sinir bozucu
-çıkmaz bir sokaksa düşünmek
akıl aklını yitirmiş demektir
olsa olsa-
yarım kalmış
günlerce masada unutulmuş
bir simit
bir martıya versem
onun bile boğazını parçalar
bu sertlik
anne
çözümün var mı
olmak yan yana
yeter mi sallamaya gücüm
bebeği bir beşik misali
ayaklarımda

günler yalan içinde yalan
sözler tıpkı bir gündelikçi kadın temizliği
üç gün sonra
yine her şey en başa



Haziran 30, 2012

G.

Sana kızıyorum
Sonra atlıyorum dolmuşa -sarı-
Haliç'e iniyorum -köprü üstü sallanır-
Kocaman bulutların gölgesi denizde
Yarımada gri-mavi
Sonra sana kızmaktan vazgeçiyorum
İçimde İstanbul sevgisi.


30 Haziran '12

Şubat 22, 2012

Ve yoldayım.

Yavaş yavaş yürüyorum yarım kalmışlıklarıma.
Elde avuçta sadece düşüncelerim var. 
Tamamlanır mı bilmiyorum.
Bildiğim tek şey artık yoldayım.



Kasım 28, 2011

Moda


Ne kadar da uzaksın artık.



***

Günlerdir ağlamamak için direniyorum. Birisi 'nasılsın' diye sorduğunda; kendimi, maskelerimden birini takıp arsızca 'harikayım' derken buluyorum. Ama bu böyle olmaz. Olmayacak.

Neden?


Ne çok sigara içmişim meğer. Ne uzun, ne kısa bir gece bu.
Şimdi en güzel halini alıyor gökyüzü. Ne kadar da okyanusa yakın bir mavi. Derin mavi. Nefes mavi. Gök mavi.
Ezan okunacak yine. Her gün, sabaha karşı olduğu gibi.
—Lanet olsun, bi' gün de ezanı bulmadan uyu!

Uyumayayım o halde. Ne gerek var ki. Bu gün de uyumayayım. Yapmadığım şey mi sanki. Bu gün, kendim için uyanık olayım. Kendim için.

Uyanık mı?

Şaka yapıyorsun.
—Sana hiç şaka yapmadım.
—Gerçekten mi?
-Çünkü şakadan hiç anlamıyorsun.

İlk vapur kaçtaydı acaba? Ne fark eder ki? Gidip Beşiktaş’ta bekle en iyisi, tek başına yurtta oturup delirmekten iyidir.
—Vapurun alt kattaki kenarlara oturup denizle iç içe olmak istiyorum.
—İç içe olamazsın. Zaten içindesin. Dipte. En dipte. Boğuluyorsun.

Ah Kadıköy... Nasıl özlemişim seni!


Peki ya sonra?


Yürüdük.
Yabancı yoktu yanımızda. Ben ve benler. Ama çok kalabalıktı. Gevezeler, birbirleriyle kavga edip durdular. Tüm gece yaptıkları yetmiyormuş gibi üstelik. Bitap düştüm.
—Susun artık!


Sahil, sakin ve de sessiz. Bu saatte böyle oluyormuş demek ki... Hâlbuki ne kadar da güzel saatlermiş. Ne kadar güzelmiş deniz. Ne kadar güzelsin. Yüzün, gözün. Ellerin. Güneş, göz bebeklerinden süzülüyormuş gibi.

Bilmiyorum.

Neden Moda'ya geldim, hiç anlamadım.

Hüzün kokuyor bu ağaçlar, duyuyor musun? Hani yıllar önce kuruttuğun bir gülün kokusu gibi. Yok gibi. Biz gibi.
—Lanet olsun, neden kestin avucumu?!
—Ruhunun acısını ancak fiziksel bir acı bastırdığında unutabilirsin çünkü. Bir süreliğine de olsa. Avucunun kesiğine bak ve herkesi sustur şimdi. Kahve içeceğiz denizle biz.

***


Sadece gözüme bir şey kaçtı.
  





8 Kasım '11